Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan Bilecik İl Başkanlığında Basın Açıklaması Yaptı

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan Bilecik İl Başkanlığında Basın Açıklaması Yaptı
18.02.2022
58
A+
A-

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan Bilecik İl Başkanlığında Basın Açıklaması Yaptı. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan Bilecik İl Başkanlığında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan Bilecik İl Başkanlığında Basın Açıklaması Yaptı
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, vatandaşın birinci gündem maddesinin ekonomik sıkıntılar olduğunu ve asıl nedeninin iki temel kavrama dayandığını belirterek, bunlardan ilkinin önce millet anlayışı yerine, önce imtiyazlılar, önce torpilliler anlayışıyla ülkenin yönetilmesi, ikinci olarak ise paylaşımda adalet prensibinin hakim kılınmaması, adaletsiz bir paylaşımın olması olarak değerlendirdi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan konuşmasına şöyle devam etti;

İktidarın milletin taleplerine her zaman söyleyecek bir bahanesi, gerekçesi oluyor. EYT’lilere imkanımız yok diyor, memura, emekliye maaş zammı yapılacağı zaman bütçede böyle bir imkanımız yok diyor, pandemide vatandaşa imkanımız yok olsa veririz diyor, 3600 ek göstergeye yıllardır kaynak bulamıyor, vatandaşın, milletin talepleri olduğu zaman nedense tabir-i caizse ceplerinden akrep çıkıyor, Çiftçinin kooperatife olan borcu yüzünden traktörünü haciz ediyor, vergi borcu yüzünden son kuruşuna kadar faiziyle çiftçiden, esnaftan, vatandaştan tahsil ediyor, vatandaştan neredeyse nefes almasından bile vergi alıyor. 85 milyona geldiği zaman, vatandaşa, emekliye, memura geldiği zaman böyle iken, diğer tarafta 5 tane holdinge AK Parti iktidarı boyunca verilmiş olan ihalelerin bedeli 203 milyar dolar seviyesine geldi. 203 milyar dolar Türkiye’nin toplam dış borcunun neredeyse yarısı kadar bir rakamdır ve kamunun devletin dış borcundan daha yüksek bir rakamdır. Sadece 5 tane holdinge 18 senede verilen devlet ihaleleri 203 milyar dolar yapıyor. Bu 203 milyar dolar tl olarak 2.7 trilyon lira yapar. 2.7 trilyon demek 7 milyon asgari ücretlinin tam 10 senelik maaşı demek. Yani 7 milyon asgari ücretli aileleri ile birlikte 30 milyon insanın 10 senelik gelirini sadece 5 tane holdinge ihale olarak vermişler. Pandemide tam kapanma döneminde verdikleri destek 4.5 milyar liraydı. Bu 5 tane holdinge 2022 bütçesinden verecekleri para 42 milyar lira, 2023 bütçesinden ayrılan para ise 48 milyar lira dolar kurunun 9-9,5 lira olması şartıyla böyleydi. Şimdi dolar 13,5 lira olduğu için bu sene ödenecek para 60 milyar lirayı da geçti, önümüzdeki yıl ödenecek para da 75 milyar liranın üzerine çıkacak. Siz, vatandaşa sineğin yağını hesap edeceksiniz. Onlara verdiğinizin 10 mislini sadece 5 tane holdinge vereceksiniz. Yine bu 5 tane holdinge son 10 senede çıkarttıkları vergi muafiyeti tam 128 kez. Yani Türkiye’nin dış borcunun yarısı kadar ihaleyi veriyor bir de üstüne vergi ödemenize de gerek yok diyor. Bu da yetmiyor. Bu holdinglerin almış olduğu ihalleler dolar ve euro kuru üzerinden anlaşılmış, sadece döviz kuru farkından dolayı 2014-2017 yılları arasında ödenen para 18.4 milyar dolar, bunun tl karşılığı 248 milyar lira ediyor ve bunu hesap etmişler 2 milyon esnafın her birine 120 şer bin lira hibe para verilebilirdi. 10 milyon haneye doğalgaz, elektrik ve su ödemesi olarak aylık 2 bin lira 1 yıl boyunca para verilebilirdi. Atanamayan tam 138 bin öğretmen kadroya alınıp 12 yıllık maaşları ödenebilirdi. EYT mağduru 1,5 milyon insan emekli edilip 5 yıllık maaşları ödenebilirdi. Türkiye’deki tüm çiftçilerin banka ve kredi borçları ana para ve faiz dahil olmak üzere kapatılabilirdi. Pandemi döneminde 85 milyon vatandaşa yapılan devlet desteğinin 10 misli yapılabilirdi. Bu kur farkının dışında bir de geçmeyen araç bedeli için yapılan ödeme var. Geçmeyen araç bedeli artı kur farkı, bunu da hesaplamaya artık yüreğimiz el vermiyor. Üstüne 128 kez vergi muafiyetinin hacmini hesaplayın. Bu nasıl bir hesaptır, nasıl bir taksimattır, nasıl bir adalettir anlamak mümkün değil. 5 holdinge verilenle 85 milyon ihya oluyor. Dünya 5’ten büyüktür ama 85 milyon Türkiye’de 5 tane holding’ten büyüktür. Böyle bir taksimatın kabul edilebilmesi mümkün değildir.
İktidara geldikleri günden bu yana gelir kaynaklarını hep söylüyorum;

241 tane devlet kuruluşunu teslim almışlar 2002 yılında bugüne kadar 170 tanesini satmışlar, elde 70 tane kalmış. Bu yetmemiş yokluk fonunu kurdular, kendileri varlık fonu diyorlar ama bu yokluk fonudur. Neden çünkü o yokluk fonuna koydukları şirketler, varlıklar üzerinden borç aldılar. Bu da yetmedi devlete ait 6 bine yakın tapuyu araziyi sattılar. Devlet kuruluşların satılması özelleştirilmesi rekoru kendi ellerindedir. Bu da yetmedi geçtiğimiz yıllarda merkez bankasının ihtiyat akçesi olan, yani milletin ülkenin kefen parası olan 41 milyar lirayı da kullandılar bitirdiler. Bu da yetmedi merkez bankasının döviz rezervini eksi 60 milyar dolara kadar indirdiler. Bunun üstüne bu milletin parasıyla 20 senede 513 milyar dolar borç faizi ödediler. Bu da yetmedi imtiyazlı holdinglere milyarlarca dolar aktardılar. Bununla birlikte 20 senede bu milletten 2.4 trilyon dolar vergi topladılar. Pandemi’de vatandaşa en az yardım yapan 3 ülkeden bir tanesi oldular. Bırakın yardım yapmayı daha çok vatandaşa İBAN numarası verdiler. Bizde para yok sizde varsa siz bize verin dediler. Tüm bunların üstüne bir de devletin borcunu 20 senede 200 milyar dolar arttırdılar. Bir yandan devlet mallarını satıyorsun yok ediyorsun, vatandaşa 5 kuruş para vermiyorsun, bir yandan devletin tapularını arazilerini satıyorsun, bir yandan vatandaştan 2.4 trilyon dolar vergi topluyorsun. Bütün bunlarını görünce dese ki ya en azından bak ben borçları ödüyorum borçları kapatıyorum. Onu da kapatmamışsın.

Nereye gitti bu para. 3 trilyon dolardan fazla para. Bütün bunların üzerine zam yağmuru devam ediyor. Elektriğe, doğalgaza, köprü, otoyola, kömüre zam vergi ve harçlara zam. Şimdi de yeni ekonomi modeli diye en son geldikleri nokta ihracatçının dövizine göz dikmiş durumdalar. Yeni bir kural koymuş diyor ki ihracatçı ihracat ettikten sonra eline geçen dövizin yüzde 25’ini getirip merkez bankasına koymak mecburiyetinde. Neden çünkü satılacak bir şey kalmadı. Borç alabilecek kredibilite kalmadı. Zam yaptı vergileri arttırdı. Milletin limon gibi sıktı suyunu çıkarttı. Milletten de alacak bir şey kalmadı. Milletimizin yastık altındaki birikimlerine diyor ki getirin bunları ekonomiye kazandırın. Faize, israfa, gösteriş ve harcamalara kaynak olsun diye mi ben altınımı dövizimi vereceğim. Bu milletin daha verecek neyi kaldı. Dondurucu soğukta ay çiçek yağı kuyruğu, halk ekmeği kuyruğu bekliyor vatandaş, elektrik faturasını ödeyememiş evinde karanlıkta soğukta oturuyor, medyada görmüşsünüzdür boş tost, boş baklava satılıyor Türkiye’de tarihte bir ilk. Tane ile salatalık satılıyor. Ankara’da 34 lira olmuş salatalığın kilosu. Pazarlarda kırık havuç, defolu meyve sebze satılıyor. Bir de üstüne vatandaşa, ihracatçıya altınını dövizini getir diyor. Eskiden meşhur bir söz vardı her şeyi devletten beklememek lazım diye. Biz de şöyle diyoruz; Her şeyi milletten beklemeyin. Birazcık ta siz kaynak üretin, biraz da siz tasarruf edin, siz bir şeyler yapın. Kaşıkla verip, kepçeyle almayın.

YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.